Rotterdam'ın Kralingen semti, geçmişte yaşanan acı olayların izlerini günümüzde de barındırıyor. Bir zamanlar gölleri, parkları ve ormanlık alanlarıyla bilinen bu bölge, günümüzde kentin en nezih yerlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bölgede Hollanda'nın eski başbakanlarından Ruud Lubbers ve Utrecht ile Lahey'in eski belediye başkanı Ivo Opstelten gibi tanınmış isimler yaşamıştır. Ayrıca, Türkiye'de Fenerbahçe ile tanınan ve geçen sezon Feyenoord'da teknik direktörlük yapan Robin van Persie de bu mahallenin sakinlerindendi.
Kralingen'in sakin sokakları, 1940 yılında Nazi Almanya'sının saldırısına uğrayan Hollanda'nın İkinci Dünya Savaşı'ndaki acı hatıralarını taşımaktadır. 14 Mayıs 1940'ta gerçekleştirilen bombardımanda şehir merkezi büyük ölçüde yıkılmış ve yüzlerce kişi hayatını kaybetmiştir. Bu olayın ardından Hollanda teslim olmuştur.
Şehri anlamak için bazen müzeler yerine kaldırımlarına bakmak gerektiği düşüncesinden hareketle, Rotterdam merkezindeki kaldırımlarda bulunan ışıklı cam plakalar, bombardımanın gerçekleştiği noktaları işaret etmektedir. Akşamları aydınlanan bu cam kareler, üzerinde bulunan alev sembolüyle o günleri hatırlatmaktadır.
Kralingen sokaklarında yürüyenler, kaldırımlara yerleştirilmiş küçük pirinç plaketlerle de karşılaşmaktadır. Bu plaketler, Nazi kurbanlarının son yaşadıkları evlerin önüne konulmuş olup, isimlerini ve hayatlarına dair bilgileri içermektedir. Örneğin, bir plakette "J.C.R. burada yaşıyordu. Doğum: 1914. 1942 yılında sürgüne gönderildi. 1 Eylül 1942’de Auschwitz’de katledildi." ifadeleri yer almaktadır. Bu tür kişisel bilgiler, istatistiklerin ötesinde yaşamların önemini vurgulamaktadır.
Alman sanatçı Gunter Demnig'in başlattığı bir proje kapsamında, Nazi kurbanlarının son yaşadıkları evlerin önüne isimlerinin yazılı olduğu pirinç levhalar yerleştirilmektedir. Rotterdam'dan sürgün edilen yaklaşık 6 bin 790 Yahudi, Loods 24 adlı liman deposunda toplanmış ve ardından çeşitli Nazi kamplarına gönderilmiştir. Yaklaşık 6 bin 300 Rotterdamlı Yahudi Holokost'ta hayatını kaybetmiştir. Günümüzde Loods 24'ten geriye sadece bir duvar parçası ve sessiz bir anıt kalmıştır.
Rotterdam'ın sadece 14 Mayıs 1940 bombardımanıyla değil, aynı zamanda sessizce kaybolan insanlarıyla da yaralandığı belirtilmektedir. Loods 24'ten ayrılan trenler, insanları götürürken bir toplumun vicdanını da beraberinde götürmüştür. Aynı dönemde sosyal demokratlar, komünistler, sendikacılar, direnişçiler, Nazi karşıtı din adamları, Romanlar, Sintiler ve binlerce Rotterdamlı da Nazi baskısının kurbanı olmuş, toplama kamplarına gönderilmiş veya insanlık dışı koşullar altında hayatını kaybetmiştir.
Rotterdam kaldırımlarındaki pirinç taşlar, geçmişi hatırlatmanın yanı sıra insanlığın belleğinin ne kadar kırılgan olduğunu da göstermektedir. Aradan geçen seksen yılı aşkın süreye rağmen, yaşanan acılar ve "bir daha asla" sözü, insanlığın ortak vicdan yemini olarak kalmalıdır. Ancak günümüzde Gazze'den gelen görüntüler, sivil kayıpların ve bombardımanların devam ettiğini göstermektedir. Bir halkın geçmişte yaşadığı acılar, başka bir halkın günümüzdeki acılarına sessiz kalmak için bir gerekçe olmamalıdır. Tarih, acının kimliğinin olmadığını öğretmektedir.