İran sınırları içindeki tarihi Alamut Kalesi, Hasan Sabbah ve Haşhaşilerle anılır. Bu kalenin metaforu, yaşanan gerçeklik yerine başka bir gerçeklik sunularak insanları yönlendirme fikrini temsil eder. Günümüzde Türk futbolunda da benzer bir durumun yaşandığı iddia ediliyor; sadece hakemler, yöneticiler, bahisler ve soruşturmalar değil, aynı zamanda gerçeği kimin ürettiği de tartışma konusu haline geldi.
29 Eylül'de, Merkez Hakem Kurulu (MHK) Başkanı Ferhat Gündoğdu'nun da aralarında bulunduğu 7 kişi, 'mobbing' ve 'resmi belgede sahtecilik' iddialarıyla yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alındı. Soruşturmanın, hakem klasmanları, puanlama, görevlendirme, atama ve sınav süreçlerine müdahale edildiği iddialarını kapsadığı belirtildi. Ertesi gün Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), son beş yılda Süper Lig ve 1. Lig kulüplerinde yöneticilik yapmış 448 kişinin bahis oynadığı gerekçesiyle Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu'na (PFDK) sevk edildiğini duyurdu.
Bu gelişmelerin neden şimdi yaşandığı ve bugüne kadar anlatılan futbol ile soruşturma dosyalarından ortaya çıkan futbol arasındaki derin fark, önemli soruları gündeme getiriyor. Hatırlanacağı üzere, 30 Nisan'da İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Osman Sağlam, Dünya Kupası nedeniyle operasyonlara ara verildiğini açıklamıştı. Türk futbolunun yıllardır süregelen sorunlarına rağmen operasyonlara neden ara verildiği sorusu yanıtsız kalıyor. Milli maç arasının 20 Eylül'de başlamasının ardından MHK operasyonunun 29 Eylül'de gerçekleşmesi, Türkiye'nin futbol dışındaki yoğun gündemiyle de dikkat çekiyor.
Bu süreçte, 17 Eylül'de Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) 131 fonun tasfiyesine karar vermesi ve piyasalardaki krizin derinleşmesi, 26 Eylül'de ise Fatma Betül Sayan Kaya'nın AKP'deki görevlerinden istifa etmesi gibi önemli gelişmeler yaşandı. Fon soruşturmasının da büyüdüğü bir dönemde, ülkenin tüm dikkatlerinin futbola yönlendirilmesi, futbolun toplumsal ve ekonomik meselelerin üzerini örten bir araç olarak kullanıldığı endişelerini beraberinde getiriyor. Siyasetçilerin futbola olan ilgisinin Hasan Doğan'ın TFF Başkanlığı döneminde daha belirgin hale geldiği ve günümüzde futbol ile siyaset arasındaki sınırın belirsizleştiği ifade ediliyor. Siyasetçilerin başarıyı sahiplenmesi ve futbolun oy devşirme aracı haline gelmesi, bu konunun daha derinlemesine incelenmesini gerektiriyor.
Beyin cerrahı Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın'ın Hasan Sabbah'ı 'Metaverse'ün babası' olarak nitelendirmesi, gerçeğin yerine başka bir gerçeklik koyma benzetmesini güçlendiriyor. Hakem atamaları konusundaki tartışmalar alevlenince 'VeTAS sistemine geçildiği' yönündeki açıklamalar yapılmıştı. Veri tabanlı otomasyon ve şeffaflık vaat eden bu sistemin, MHK Başkanı hakkındaki soruşturma ile birlikte ne kadar işlediği sorgulanıyor. VeTAS'ın gerçekten karar veren sistem mi olduğu, yoksa insan faktörünün görünmez kaldığı bir araç mı olduğu soruları önem kazanıyor.
Geçen yıl, 17 Eylül 2025'te Fenerbahçe seçimine günler kala Alanyaspor maçının ardından Ali Koç, hakem atamasını 'seçim öncesi operasyon' ve 'Fenerbahçe seçimlerine müdahale' olarak nitelendirmişti. Koç, Ferhat Gündoğdu'nun kimliğini ve temsil ettiği değerleri araştırmayı talep etmişti. Ali Koç'un seçimi kaybetmesi ve Gündoğdu'nun tutuklanıp istifa etmesi, Koç'un o dönemki itirazlarının yeniden değerlendirilmesini gerektiriyor. Bir yıl sonra aynı isme uzanan soruşturma, Türk futbolunun önüne ciddi soruları tekrar getiriyor. Bu durumun sadece birkaç gözaltı ve sevkle geçiştirilemeyeceği vurgulanıyor. VeTAS sisteminin çalışma mantığı, hakem havuzları, atama süreçleri ve sistem kayıtlarının bağımsız bir şekilde denetlenmesi gerektiği belirtiliyor. Soruşturma dosyasındaki yazışmaların ve dijital materyallerin incelenmesiyle birlikte, sistemin nasıl çalıştığının da ortaya çıkarılması hedefleniyor.
Bu gelişmelerin kamuoyuna yansımasında, uğradıkları haksızlıklara rağmen gerçeğin peşinden koşan dürüst hakemlerin ve hakikat bekçilerinin payı olduğu ifade ediliyor. Hacıosmanoğlu'nun '30 yıllık pisliği kimsenin üzerine yıkamazsınız' sözlerine karşılık, 30 yıllık pisliğin son iki yılın hesabını ortadan kaldırmaması gerektiği vurgulanıyor. İtalya'daki 'Calciopoli' skandalı örneğiyle, meselenin sadece hakem düdükleri değil, bu düdüklerin kimler tarafından, nasıl ve hangi düzen içinde şekillendiği olduğu belirtiliyor. Türk futbolunun paydaşlarının bu düzeni derinlemesine tartışması gerektiği ve isimlere takılmadan, 'kokmuş düzenin' devam etmesi halinde yeni isimler ve sloganlarla aynı yapının süreceği uyarısı yapılıyor.