2002 FIFA Dünya Kupası'nda 3.'lük elde eden A Milli Futbol Takımı'nın eski oyuncularından Abdullah Ercan, SABAH Spor'a verdiği röportajda o döneme dair önemli açıklamalarda bulundu. O dönemde 30 yaşında olduğunu belirten Ercan, milli takımın İstanbul'da karşılandığı Taksim Parkı'nın kendisi için özel bir anlam taşıdığını ifade etti.
Ercan, çocukluğunda ayran içmek için maçlar yaptığı Taksim Parkı'nda, 24 yıl sonra Dünya Kupası madalyasıyla kutlamalara katılmasının kendisinde derin duygular uyandırdığını dile getirdi. Bu anın, başladığı yer ile geldiği yer arasındaki farkı net bir şekilde gösterdiğini söyledi. Ercan, Dünya Kupası'nda mücadele etmenin futbolcular için farklı bir anlamı olduğunu, ilk katılımlarında Brezilya maçı sonrası işin ciddiyetini daha iyi anladıklarını belirtti.
Avrupa Şampiyonası deneyimlerinin bulunduğunu ancak Dünya Kupası'nın farklı bir organizasyon olduğunu vurgulayan Ercan, Asya, Afrika ve Güney Amerika'dan gelen farklı takımların mücadele ettiği bu turnuvanın, Avrupa Şampiyonası ile kıyaslanamayacağını ifade etti. Milli takımın başarısında kamp sürecinin önemine değinen Ercan, o dönemde 10 yıldır birlikte oynayan ve iyi bir sinerjiye sahip bir takım olduklarını belirtti. Başarılı bir milli takımın, kulüp takımı hüviyetine büründürülmesi gerektiğini ve bu durumun Fatih Terim ile başladığını, Mustafa Denizli ve Şenol Güneş tarafından da başarıyla sürdürüldüğünü söyledi.
Ercan, 2002 Dünya Kupası kadrosunda yer almasına rağmen bir dakika bile süre alamamasına ilişkin kırgınlığını dile getirdi. Takımın başarısında büyük emeği olduğunu ancak süre alamadığını belirten Ercan, bu durumun nedenini hiçbir zaman sorgulamadığını veya yanıt alamadığını ifade etti. Takım arkadaşıların da oyuna girmesini istediğini ancak teknik direktörün o günkü kararına saygı duyduğunu belirtti.
Dünya Kupası 3.'lük madalyasının hayatındaki en büyük başarı olduğunu ve zor elde edilecek bir madalya olduğunu düşündüğünü söyleyen Ercan, madalyanın paha biçilemez olduğunu ve oğluna bırakacağı en büyük miras olacağını dile getirdi. İnternet şirketinin forması ve madalyası için yüksek tekliflerde bulunduğunu ancak bunları reddettiğini belirtti.
Teknik Direktör Vincenzo Montella'yı Türk futbolunu kaostan kurtardığı ve milli takıma belirli prensipler kazandırdığı için beğendiğini söyleyen Ercan, Montella'nın santrforsuz oynadığı eleştirilerine karşı çıkarak, takımın aslında birden fazla forvetle oynadığını ve günümüz futbolunda pivot santrfor anlayışının değiştiğini savundu. Türkiye'de santrfor yetişmemesinin nedenini ise ligdeki yabancı oyuncu kuralı ve tercihleri olarak gösterdi. Yabancı kuralının 10+4 olmasının çözüm olmadığını, sınırlamalara karşı olduğunu belirtti.
Mevcut milli takım ile 2002 ekibini karşılaştıran Ercan, her iki takımda da benzerlikler ve farklılıklar olduğunu söyledi. Montella'nın da başarılı bir teknik direktör olduğunu belirten Ercan, Türk futbol tarihinin en büyük başarısını elde ettiklerini ve kendilerini geçecek bir başarı gelene kadar en iyisi olduklarını ifade etti. 2002 ekibinin en büyük avantajının, uzun yıllardır birlikte oynayan ve istikrar yakalayan oyuncu grubu olduğunu vurguladı.
Son olarak, mevcut milli takıma bir abi ve hoca olarak seslenen Ercan, takımın güçlü sinerjisine ve yüksek heyecanına dikkat çekerek, yollarının açık olmasını diledi.